20yy. akımlarından Darmstadt Dönemi , Total Seriyalizm Ve 20yy.Koreograf - Dansçılarından Merce Cunningham / by Nezihe Karakaya

“Darmstadt Dönemi”nde   “Belirlenmemişlik”

DarmstadtEkolü

2.Dünya Savaşının ardından ,1946’da Almanya’nın  Darmstadt kentinde, “Uluslararası Yeni  Müzik” yaz kursu adıyla  Wolfgang Steinecketarafından yaz kursu düzenlenmeye başlandı. Seriyalizm akımının son gelişmelerini öğrenmek için dünyanın dört bir yanından genç besteciler  Darmstadt’a geliyordu. Ders verenlerden biri olan Stockhausen  ,1953’ten 1970’lerin başına kadar , Boulez ise  1955’ten 1960’ların ortalarına kadar ders vermeyi sürdürdü. 1

Stockhausen , Boulez ve öbür dizisel kompozitörler, “müzik olayları ne ölçüde önceden- kararlaştırılmış iseler, dinleyicinin de, onları o denli raslamsal bir karakterde algıladığı ” görüşünü  benimsemişlerdi. 2

 

  Pierre boulez, Bruno Maderna, Karlheinz Stockhausen

 

“Tüm-dizisellik” (total seralism)  kavramı, kompozitörün her yönden planlanmış bir yaklaşımla çalışmasına dayanır. Dinamik ritim, algılama, artikülasyon  gibi müziğin diğer parametrelerine de uygulanmış, belirlenmiş bir müzik anlayışıdır. 1950’lerde ortaya çıkıyor. Hiyerarşiyi ortadan  kaldırıyor. Uyumsuz sesleri özgürleştiriyor. Böylece dizonans değişiyor.

 “Belirlenmemişlik”te ise, kompozitörün  sistematik  müdahalelerden mümkün olduğu ölçüde kaçınması söz konusudur. Yani, bu iki yaklaşım birbirinin tam karşıtı olarak ortaya çıkmıştır. Ama gerçeğe bakıldığında, ikisininde aynı sonucu verdiği görülmektedir. “ 3

1920’lerde  Schönberg ve Webern , geçmişten arınmış geleneksel ve kültürel  öğelerden tümüyle arınmış adımı , çok sağlam biçimde atmışlardı. Fransız besteci Pierre Boulez (1925), yalnız notalar değil, müziğin bütün parametreleri  12 ton sisteminin dizisel örgütlenmesine tabi olmalıydı, der.

 Webern müzikal doku ve orkestrasyon anlamında ilk adımları atmıştı. Matematiksel tabloya dayalı işler yapıyordu. Diyagram ve anagram kullanıyordu. Anagram ; edebiyatta bir söcüğün harflerinin değişik düzenle başka bir sözcüğü oluşturmasıdır. Bu noktadan itibaren ,ritim, doku, gürlükler, notalar dahil, bütün parametreleri dizisel örgütlenme kurallarına göre düzenlediği total seriyalizm gelişmeye başladı. 4

 “ Cage, New York’a dönmeden önce Paris’te birkaç ay geçirdi ve hazırlanmış piyano için Sonatas and Interludes (1946-8) adlı eserini 7 haziranda  Messiaen’in sınıfında icra etti ve Boulez, Cage’in son makalesi olan ‘Forerunners  of  Modern Music’te tanımladığı  sesin dört parametresi olan ‘süreklilik, genişlik, frekans ve tını’yı bir akşam toplantısındaki bir konuşmasında, referans eder. Cage “total seryalizm”in organizasyonun temelini oluşturan şeyin bu dört parametre olduğunu ortaya koydu, total seriyalizmin bir diğer esaslı özelliği olan kompozisyona ait algoritmi kurdu. Cage’in ritmik orantısının temeli Boulez’in karışık planlı motiflerinden daha açıktı. 12 nota temelinin sağlamlaşmasını sağlayan  Cage’in  öne sürdüğü bu dört parametre, otomatik çalışan bir yapıydı. “  5

1950’li yılları saran total Seriyalizmin  ömrü pek uzun sürmedi. Bu sistem Schönberg’in 12 ton sisteminden, Webern’in  Seriyalizminden daha karmaşık ve sıkı kurallar içeriyordu. Total seriyalizm sisteminin örgütlü yapısı, müziğin bütün parametrelerini  önceden belirliyordu ve artık farlı bir sonuş beklemek mümkün olmuyordu. Total seriyalizm sadeleşmeye başlamıştı,yine seriyel ; yani 12 sesin kromatik kullanımının geçerli olduğu “serbest 12 ton” müzik yapılanması ortaya çıktı. 6

Karlheinz Stockhausen                                                                                             

(d. 22 Ağustos 1928, Modrath, Almanya – ö. 5 Aralık 2007, Kurten,Almanya)

Yedi parçadan oluşan Licht (ışık) Stockhausen’in 1977’de yazmaya başladığı ve tahminen 2004’te 76 yaşında bitireceği 7 operalık bir çevrimdir. LİCHT’in temel dizgesi öyle soyut, öyle geneldir ki, bu formülle herhangi bir oluşum veya müzik  yapabilirim der, Stockhausen. Formül, malzeme değil , genetik kod gibidir, o zaman da çok farklı türlerin organik yapıları bu formülden çıkabilir,  bir görev sadece insani bir iş değil, tinsel bir çağrıdır,der. 24 saatten  fazla süren bir müzik, yedili, Stockhausen’in  yapıtlarının süresini giderek açıkça uzatma eğilimine yanıt veriyor. Sonsuz bir sarmal gibi. Licht’teki her opera, haftanın bir gününe denk geliyor ve anlambilim eski çağlardan gelen Almanca etimolojisiyle ilişkili. Örneğin Montag ( Monday) ay’ın (Almanca Mond), kadının, Havva’nın - ilk kadın örneği - doğurganlığın, çocukluğun  günüdür. Stochausen’in 1977’den beri bestelediği yapıtların çoğu özerktir.  Müzik , bizim evrenden, makro  kozmostan, mikro kozmostan  bildiğimiz ve öğrendiğimiz  şeylerin müziksel kompozisyonlar  biçiminde  sunulmasına doğru yöneliyor daha çok… 7

Örnek: ZYKLUS for percussionist, Haydn için Cadenza

   Karlheinz Stockhausen, Haydn’in Trompet Konçertosu için Cadenzalar ,albüm kapağı 

Koreograf:   Merce Cunningham

ABD’li koreograf  ve dansçdır. 50 yıldan daha fazla bir süre boyunca avangart düşüncesini paylaşmıştır. Çok genç  yaşta dansla  ilgilenmeye başlayan sanatçı,  öğrenimini   Seattle’daki Cornish College of the Arts’ta tamamladı   ve orada 1939 yılında besteci John Cage ile tanıştı.8

Cage, 1936-38 arası Seattle’da öğretmenlik yapan Cage, bu dönemde koreograf Merce Cumingham için yalnızca vurmalı çalgıları kullanarak yazdığı bale müziği, yenilik arayışlarının ilk denemesi sayılır.9

 Nisan 1944’te NewYork’a  taşınmasıyla  gelişen  arkadaşlıkları  ve  meslektaşlıkları  Cage’in  ölümüne dek  sürdü. Cunningham,  çok küçük bölümlere  ayırdığı sahnenin  kullanımında  tüm hiyerarşi düşüncesini yıktı  ve  böylece  seyircinin alışılmış  algılama  düzenini  değiştirdi.  

Koreografilerinde tercih  ettiği  Estetik ;

 Merce  Cunningham‘ın koreografilerinde sahnedeki her nokta eşit önemdedir. Gösteriyi  izlerken  birdenfazla  noktaya  ekspoze oluruz. Böylece  bize bakış  açımızı seçme  şansı  verir. Merce’in   cinsiyetsiz bir hareket  dağarcığı  vardır. Nötr  suratlar, ifadesiz   beden  kullanımı tercih  edilir.  Düetlerde azda olsa geleneksel  kadın-erkek  rolü  görsek de,  kostüm  tasarımları , cinsiyetsizlik  üzerinedir. Örneğin;  “4 points in space “ işi ,  iyi bir perspektif  işidir. Çok merkezli sahne  kullanımı  vardır. Kadrajlama  üzerine  kurgulanmış  bir  estetiktir.  Sahne  uzamını, demokratik  olması  anlamında çok merkezli  kullanır.  Dansçıların   hareketsel   tercihlerindeki  kaliteleri  formalist,  nesnelcidir. Yani koreografide  dansçılar, hareketi   sadece  hareket için yaparlar. Bu  nedenle  uzamın, mekansızlığa  dair çağrışımını  kuvvetlendirmek için   tek renkten oluşan  bir sahne  kurgulanmıştır.   Bunun için mavi renk tercih edilmiştir.

Notlar

1        ( çoksesli müziğin tarihi/20yy. / sf.262)

2        BRINDLE Reginald Smith, The New Music: the avant-garde since 1945, Oxford University Press, 1987

3        http://www.sanattasarim.com/haberdetay.asp?bolum=51&uyeid=5

4        Çok sesli müziğin tarihi / 20yy. / 263)

5        http://www.sanattasarim.com/haberdetay.asp?bolum=51&uyeid=5

6         çoksesli müziğin tarihi/20yy. / sf.265

7        Dergi/ Sanat dünyamız /sayı 79 /ses,tını,gürültü / Stockhausen’le yüzyüze

8        http://tr.wikipedia.org/wiki/Merce_Cunningham

9          http://www.artfulliving.com.tr/detay/sessizligin-filozofu-100-yasinda7-bolumde-bir-john-cage-sozlugu

Kaynakça

·         Çok sesli müziğin tarihi,ders notları

·         Sanat Dünyamız/üç aylık kültür sanat dergisi /Sayı 79 / Bahar 2001

·         The New Music : Avantt-Garde since 1945 / Reginald Smith Brindle

·         http://tr.wikipedia.org/wiki/Merce_Cunningham

·         http://www.artfulliving.com.tr/detay/sessizligin-filozofu-100-yasinda7-bolumde-bir-john-cage-sozlugu