RESIMDE YENI ARAYIŞLAR VE SOYUT SANAT / by Nezihe Karakaya

   Her dönem sanatta olan gelişmeler, bilimde, felsefede, teknolojide anlayış olarak benzerlikler gösterir. 20 yy. başlarında; Friedrich Nietzsche’nin (1844-1900) varoluşçu akımı, Sigmund  Freud’un (1856-1939) Psiko-analitik kuramıyla insanın içine yönelen çalışmaları; Wassily Kandinsky’nin (1866-1944) sanatını nesnelerden bağımsız, tinsel değer arayışlarıyla soyut resme ulaştırması, Arnold Schoenberg’in (1874-1951) müziğin tonal yapısının yerini, dışavurumcu, birbirinden bağımsız notalarla atonaliteye bıraktığı 12 ton sistemini oluşturması, Albert Einstein’ın (1879-1955) atomu  parçalaması, görelilik kuramı,  Mimar  Le Courbisier’in (1887-1965) antropomorfik (insanbiçimsel) doktrinleri ve  pürist akımı gibi gelişmeleri sayılabilir.
     

   18.yüzyılın estetik meselesi, Kant’tan itibaren, insanın  kendini farketmesi, ifade etmesi, bireyin varoluş ontolojisine dayanır. Bu anlamda bireyin varlığı, kendini ortaya koyuş biçimiyle metafiziksel bir alana yaklaşır. 19.yüzyılda, sanatın doğaya ayna tutma işlevine ve doğanın taklidi olma fikrine karşı duran Modernizmin doğuşuyla, gerçeklik ve temsiliyet kavramları da sorgulanmaya başlanmıştır. 20.yy’ın parçacık fiziği ve Freudyen psikolojisinden haberdar olan Mondrian, Maleviç, Kandinsky gibi sanatçıların , tinsellik arayışıyla vücut bulan soyut resmin ortaya çıkışı 1910’ lardır. Bu sanatçıların betimlemeden uzaklaşan sanat görüşlerinde, Platon’un  antik felsefede, görünür dünyanın gerçekliğine duyduğu şüpheciliğin temelleri yatar. 

     Platon, gerçeğin çıplak gözle görünmediğini savunmuştur. Öznel ifade biçimleri aramaya başlamak, 20yy. sanatçılarının, görünür gerçekliği yansıtma oranına göre ölçüt alınan bir sanata -karşı duruştur. Sanatın sanat için olduğu görüşü de bu gerçeklikten koparılmış anlayıştan doğar. Soyut sanat,  postmodernist bir algıyla betimlenirse, zihnimizdeki bir gerçekliktir ve uygulamada figürsel betimleme yapmadan, renk ve biçimden oluşup temsili görünür gerçeklikten koparır. Kandinsky’nin:  “Soyut sanat aslında yüzeyde gerçekle en ufak  ilgisi olmayan yeni bir dünyayı gerçek dünyanın yanına yerleştirir ” söyleminden de anlayışına dair fikir edinebilir.
Kandinsky sanatı artık duyularımızla algıladığımız bir gerçekliğin, doğanın tasviri değil; sanata konu olan biçimselliğin daha çok  iç-dünyamızı ifade etmesi olarak görür. Yine soyut çalışan  sanatçı Jawlensky: “Sanatçı,  kendi ben dünyasında sahip olduğu şeyi ifade eder,  yoksa gözleri ile gördüğü şeyleri değil. ” der. 

     Kurallar sistemi içinde olan bir müzik yapmayı, tutucu ve yozlaşmış bir toplumla mücadele etmeye benzeten Schoenberg, müzikte sınırları çözmenin ruh ve dünya, ahlak ve toplum, insan ve doğa kurallarının simgeleri olduğunu düşünür. Temsiliyetten kopuş, Görsel Sanatlar bağlamında ; doğaya ayna tutma fikrini reddeden bir dizi akımla sonuçlanmıştır. Empresyonizm, kübizm, konstrüktivizm, ekspresyonizm gibi.. Bu akımlar, modern  sanatçıların daha öznel ,yeni  ifade arayışlarının karşılığıdır.
Nesnesiz , sesle var olan  müzik, elbette forma  ihtiyaç duymayan , renk ve çizgi dilinde de karşılık bulabilecektir.


Nezihe Karakaya
Mayıs 2017
 

 F.Kupka, Fugue in two colors, 1912

F.Kupka, Fugue in two colors, 1912