Korku ve Sükut Üzerine Deneme / by Nezihe Karakaya

Korku kelimesi ne anlama gelir? Toplum ne der düşüncesi, itibar kaybetmek, geçim sağlayamamak, alay edilmek, işini kaybetmek, ölüm, aşka ulaşamamak, hastalanmak, düşmek, kaybolmak, başarısızlık... Liste uzar da uzar… Korkuya kapılmış bir zihin karmaşa ve çatışma içinde yaşar. Dolayısıyla kaçınılmaz olarak şiddet yüklü, çarpık, saldırgan davranış sergiler. Kendi düşünce kalıplarından uzaklaşmaya cesaret edemez ve bu da ikiyüzlülüğü besler. Kalbinin rehberliğine sağır olur, sadece o çarpık algısına kapılır. Perspektif kaybolur. Belirsizlikten belirsizliğe olan hareketin adıdır korku. Karanlık girdaba kapılmaktır. Korkularımıza bakmak dahi korkutur. Egomuzun hayatta kalma serzenişleri, korku altyapılı her türlü saldırganlık eylemine dönüşür. Temelinde “Korku” tektir, sadece türlü şekillerde kendini gösterir. İçimizdeki kaynağını keşfetmekle olur kurtuluş.1

"Korkunun en önde gelen sebeplerinden biri de, “Kendimizle yüzleşmek istememektir.”2 demiştir Krishnamurti. Benliğimizle yüzleşmekten ve onu huzura kavuşturmaktan alıkoyan bu korku altyapısı; kalitesiz melodramalara, bahaneler silsilesi yaratımlara dönüşür.

Gerçeğimiz bu mudur?

Willheim Reich’ın, Dinle Küçük Adam’ında söylediği gibi: “sen gerçekler konuşulduğu zaman dinlemiyorsun; sen yalnızca gürültüyü dinliyorsun. Yaşamdan mutluluk istiyorsun, Mutluluk yaratmayı, onun tadını çıkarmayı ve "korumayı" hiçbir zaman öğrenmemiş olduğundan, başı dik bir bireyin yürekliliği nedir, bilemiyorsun."3

Ve korktukça şiddetle, şuursuzca bağırıyorsun..

Carl G.Jung da kalbi dinleyebilme konusuyla ilgili şöyle demiştir: "Görüşünüzü parlatmak istiyorsanız ve aydınlanmak istiyorsanız,kalbinize bakın. Dışarı bakan düştedir. İçine bakabilen uyanır..." Bakabilmek, duyabilmek, anlayabilmek. Bu fiilerin eylemini hakkıyla icra ede-bil-mek yetisi de kabule hazır bir bilinç düzeyi mertebesidir.

Hatırlasana! Kurtuluşumuz sözü yakmakladır, dememiş midir C.Anday? Söylemediğin sözün hâkimi, söylediğin sözün mahkûmusun, dememiş midir Hz. Ali? Sessizliğin dilini her bilinç kavrayamaz! Sözü kavramayan zihin, sessizliğe nasıl ulaşsın?

Sus! Kalbini en derin düzeyde duy ve dinle.

Zihnini kontrol et, korkularını, bağıran egolarını farket...

Düşünce daima eskidir. Çünkü düşünce, belleğin yanıtıdır ve anılar hep eskidir. Korktuğumuz her ne ise, eskinin -geleceğe yansıtılan düşüncesinin- yinelenişidir*…

Bellek, savunma mekanizması gereği, anıları hatra getirir ve bizi herhangi bir durum için uyarır. Bu yinelemeler de, his olarak korku barındırırlar. Halbuki tam bu noktada düşünceyi özgürleştirme basamağındayızdır. Huzuru kabul, korkuyu tam burda tanımlamayı ve teslimiyeti gerektirir. Yaşam enerjisini sömüren, kin, nefret, saldırganlık, zorbalık, hayatın en tatsız, en anlaması güç, en çok enerji tükettiren duygularıdır. Bunları salıverebilme gönüllülüğü, huzura kavuşma isteğinden doğar. Bu da kendi gölgelerinle yüzleşmekle olur.

Seçici anımsama yapmayı öneren Nietzsche, düşünceleri ayıklamanın, seçici anımsama yapmanın yani unutmanın ne kadar sağlıklı olacağına dikkat çekmiştir. Unutmak belleğin seçici anımsamasıdır. Her an, anıya dönüşen düşüncelerden sağlıklı fayda sağlamak için, zihni sükuta davet etmek isterim.

"Sükut her zaman daha manalı, daha derindir.

Kalbe, sözden çok sükuttan manalar akar.

İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı.

İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı.

Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı.

Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır.

Evrendeki her varlıkta sükutu bir hikmet olarak algılamışımdır.

Anladım ki susmak bir cüsse işi…

Derin okyanusların işi..."4

1 krishnamurti,korku üzerine, s:16

2 (a.g.k.)s:17

3 Wilheim Reich,Dinle Küçük Adam

4 Şems-i Tebrizi, "Susmak"

Resim: Nezihe

7.6.18..jpg